bir kere sorular sormaya başladığınızda, cevaplar değil belki ama başka sorular çorap söküğü gibi -bu tabiri kullanabildiğime sevindim - geliyor.
bir sürü amaçlar dayatılmış, çoğunluğun normlarımızı belirlediği saçma sapan bir hayatta geçerli tek amaç iyi hissetmek olmalı.
belki de o yüzden belgeselleri bu kadar çok seviyorumdur.
deli gibi belgesel izliyorum, daha kaliteli izlemek için HD yayın bile aldım, hatta bir gazetenin -ki nefret ettiğim bir gazete, yandaş medya! ama nasıl olsa vergilerim bunlara peşkeş çekiliyor kurtarabildiğim kardır diye avutuyorum kendimi- 30 dvd belgesel seti veriyor diye kuponlarını bile biriktiriyorum.
kafamda oluşan saçma sapan soruları unuttururken, daha karışık daha saçma sapan olanlarını sorup, cevaplamaya çalışıyorlar diye belki.
kupon kesmek güzel ama, çocukluğumda yapmıştım sanırım en son...
pür dikkat çizgi ve yarım makasla işaretlenmiş yerlerden kesiyorum.
muhtemelen larousse ya da brittanica setlerinden biri içindir. biriktirdiğim küçük kağıt tomarı görüp mutlu oluyordum o zamanlar. yine bakıyorum, hala güzel bir duygu...
çocukken 4-5 cilt ansiklopedi okuyup bitirdiğimi hatırlıyorum, mors alfabesini ezberleyip ortaokulda kopya girişimlerimde kullanmıştım hatta..
gazeteler de national geographic belgesel dvdleri veriyorlar şimdi... bilişim çağına uydular...
şimdi yazdıklarımı geriye dönüp tekrar okuduğumda, sanki nefesimi tutuyormuşum da birden bırakmışım gibi hissettim.
kafamda saçma sapan dönen binlerce düşünce arasından çıktı bu kelimeler, sanırım biraz özen gösteriyorum her zaman yazdığım şeyleri tekrarlamaktan kaçınmaya...
ama kalbi kırık herkesin saçmalamaya hakkı vardır, kupon biriktirmeye de hakkı vardır.
kocaman belgeseller izleyip kendini küçücük hissetmeye de...
keşke beni uzaylılar kaçırsa...
biraz çilek belki...
biraz da pudra şekeri.
sonra da uyku.
3 Nisan 2011 Pazar
9 Şubat 2011 Çarşamba
kin tutamam ki ben...
ben küserim bazen, kimselerin haberi olmaz...
haber vermeden küser beni anlamalarını beklerim, özür değil de belki... mahçup bi bakış, omzuma bir gönül alma teması, ne bileyim.
bazen kendime küserim. hayata, martılara, denize, okumaya çalıştığım kitabın en ilginç paragrafındayken sokakta korna çalan itoğluite küserim.
sonra bir gün güneş açar ya da aksine hava olabileceği en gridir, güzel bir kız gülümseyerek yanımdan geçer. ılık bir meltem ya da keskin soğuk bir rüzgar yüzümü okşarken....
beşiktaş iskelesinde kağıt bardakta dandik bi kahve yudumlarken barışırım hepsiyle.
haber vermeden küser beni anlamalarını beklerim, özür değil de belki... mahçup bi bakış, omzuma bir gönül alma teması, ne bileyim.
bazen kendime küserim. hayata, martılara, denize, okumaya çalıştığım kitabın en ilginç paragrafındayken sokakta korna çalan itoğluite küserim.
sonra bir gün güneş açar ya da aksine hava olabileceği en gridir, güzel bir kız gülümseyerek yanımdan geçer. ılık bir meltem ya da keskin soğuk bir rüzgar yüzümü okşarken....
beşiktaş iskelesinde kağıt bardakta dandik bi kahve yudumlarken barışırım hepsiyle.
20 Ocak 2011 Perşembe
kaçan kovalanır ?
ayın etrafımda 10585. kez döndüğü gün. ben de güneşin etrafında 29. kez döndüm...
3 Ocak 2011 Pazartesi
bu dünyada "yaşar" ve birilerine "güvenir"iz
bu sabah işe gelirken bundan 32 yıl öncesinin melodileri kulağımda, hayallerimi siyah beyaza çeviriyordu...
evini özleyen uzaylı ♥
evini özleyen uzaylı ♥
1 Ocak 2011 Cumartesi
01.01.2011
sevgili blog,
dün yeni bir yıla girdik, bir arkadaşımın evinde yapılan organizasyon saat 1 den sonra çekilmez bir hal almaya başladı, çok sıkıldığım halde, hoş bi kızın kendi halinde oturuşunu izlemek için iki saat daha sarhoş insanların sırnaşmasını kaldırdım...
cinsimin güzel bir kız ve yeteri kadar alkol kombinasyonuyla atmayacağı takla yok cidden, bir tek ben vardım kıza yazmayan.
bunu övünmek için söylemiyorum kıza yazamadım demek daha doğru... fırsat bulamadım
sisli bi gecede sokak lambasının etrafındaki fırıldak salak kelebekler gibiydik hepimiz... (:
şaka bir yana...
nasıl bakılası varlıklarsınız nasıl bir zarafettir o ki, o hengame ve sarhoş arkadaşlara bile tahammül etmeye sebebiyet verebiliyorsunuz...
ah keşke bi bakış yakalayabilseydim.
erkek olmayı sırf karşı cinsten etkilenmem doğal olarak karşılandığı için bile sevebilirim (:..
bi de ayakta işemek büyük kolaylık cidden. ama prostat olma riskini yükseltiyormuş. (bkz. güzel olan herşey zararlı/ayıp olma ihtimali taşır.)
aklım hatun kişide kalmadı desem yalan olur netekim. :/ karışık oldu bu....
eveet, yılın envanterine baktığımızdaaa
sadece 2 iş değiştirmişiz.
güzel son işimizde 7. ayın içindeyiz
%70 in üzerinde bir başarı/performans sergilemişiz güzel..
aşk hayatımıza baktığımızdaaaa 2009 yılında bu oran "%0" iken 2010 yılında da "%0" pek bi gelişme olmamış... olsun eksiye düşmemek de bir başarı sayılabilir. (bkz. Pollyanna : happiness guide for idiots) unutmayalım ki "hiç"e tamah etmeyen çoğu "hiç" bulamaz.
Yılbaşının kesinlikle aile, çok çok yakın, huyu suyu bilinen arkadaş/kuzen çevresiyle kutlanması gerektiği gerçeğiyle yüzleştim... alkol şişede durduğu gibi durmuyor dedikleri kadar var...
Ah evet bir de gündemimiz doğum günüme 19 gün kalmış olması, ben doğduğumdan beri dünya güneşin etrafında 29, ay ise dünyanın etrafında 10585 kez dönmüş olacak o tarihte.
aslında doğum günü kutlamak biraz tuhaf olabiliyor. hep düşünürüm hani bir ödül sana veriliyorsa daha önce kimlere verilmiş bir bak...
bi müzisyen olsaydım, daha önce serdar ortaç a verilen bir ödülün bana verilmesini büyük tepkiyle karşılar hatta almazdım misal (...
ama tanıyabileceğin en gerizekalı adam da milyonlarca sperm içinden birinci geldi (: herkesin varlığının ilk ve belki de hayatta tek başarısı olduğu için mi kutluyoruz acabağ ?
her neyse bu şey geçen yılın envanterinden çok varoluşu sorgulamaya gitmeden keseyim.
iyi varsın blog.
kalın sağlıcakla.!
buyrun yılbaşı tatlısı, 9gag.com özel
dün yeni bir yıla girdik, bir arkadaşımın evinde yapılan organizasyon saat 1 den sonra çekilmez bir hal almaya başladı, çok sıkıldığım halde, hoş bi kızın kendi halinde oturuşunu izlemek için iki saat daha sarhoş insanların sırnaşmasını kaldırdım...
cinsimin güzel bir kız ve yeteri kadar alkol kombinasyonuyla atmayacağı takla yok cidden, bir tek ben vardım kıza yazmayan.
bunu övünmek için söylemiyorum kıza yazamadım demek daha doğru... fırsat bulamadım
sisli bi gecede sokak lambasının etrafındaki fırıldak salak kelebekler gibiydik hepimiz... (:
şaka bir yana...
nasıl bakılası varlıklarsınız nasıl bir zarafettir o ki, o hengame ve sarhoş arkadaşlara bile tahammül etmeye sebebiyet verebiliyorsunuz...
ah keşke bi bakış yakalayabilseydim.
erkek olmayı sırf karşı cinsten etkilenmem doğal olarak karşılandığı için bile sevebilirim (:..
bi de ayakta işemek büyük kolaylık cidden. ama prostat olma riskini yükseltiyormuş. (bkz. güzel olan herşey zararlı/ayıp olma ihtimali taşır.)
aklım hatun kişide kalmadı desem yalan olur netekim. :/ karışık oldu bu....
eveet, yılın envanterine baktığımızdaaa
sadece 2 iş değiştirmişiz.
güzel son işimizde 7. ayın içindeyiz
- büyük bir sorun yok,
- iş yoğunluğu çekilir düzeyde,
- arkadaşlarla iletişim yüksek,
- kendini geliştirmede sıkıntıı yook.
- eğlenerek çalışıyorum falan fişman.
%70 in üzerinde bir başarı/performans sergilemişiz güzel..
aşk hayatımıza baktığımızdaaaa 2009 yılında bu oran "%0" iken 2010 yılında da "%0" pek bi gelişme olmamış... olsun eksiye düşmemek de bir başarı sayılabilir. (bkz. Pollyanna : happiness guide for idiots) unutmayalım ki "hiç"e tamah etmeyen çoğu "hiç" bulamaz.
Yılbaşının kesinlikle aile, çok çok yakın, huyu suyu bilinen arkadaş/kuzen çevresiyle kutlanması gerektiği gerçeğiyle yüzleştim... alkol şişede durduğu gibi durmuyor dedikleri kadar var...
Ah evet bir de gündemimiz doğum günüme 19 gün kalmış olması, ben doğduğumdan beri dünya güneşin etrafında 29, ay ise dünyanın etrafında 10585 kez dönmüş olacak o tarihte.
aslında doğum günü kutlamak biraz tuhaf olabiliyor. hep düşünürüm hani bir ödül sana veriliyorsa daha önce kimlere verilmiş bir bak...
bi müzisyen olsaydım, daha önce serdar ortaç a verilen bir ödülün bana verilmesini büyük tepkiyle karşılar hatta almazdım misal (...
ama tanıyabileceğin en gerizekalı adam da milyonlarca sperm içinden birinci geldi (: herkesin varlığının ilk ve belki de hayatta tek başarısı olduğu için mi kutluyoruz acabağ ?
her neyse bu şey geçen yılın envanterinden çok varoluşu sorgulamaya gitmeden keseyim.
iyi varsın blog.
kalın sağlıcakla.!
buyrun yılbaşı tatlısı, 9gag.com özel
15 Ekim 2010 Cuma
hayat üçbuçuk ile dört arasındadır...
Yaşam üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama,
biraz duraksa, neler olup bittiğine anlam verme.
Mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile
dileklerin aynı orantıda değildi ve varlığın ile buluşamadı.
Sorun yok, sadece bekle.
Güneş doğacaktır, çimler yeşerecektir, çiçekler açacaktır,
rüzgar esecektir ve yağmur yağacaktır, zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur .
İzlemeye devam et, şahitlik güzeldir, hem olayın dışındasındır hem de içinde, o bir dengedir, o anlamlıdır, şahit ol, tanık ol, olan ile bütünleş, güzellik olanların içinden filizlenecektir; zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur !..
Hayat üçbuçukla dört arasındadır... Ya üçbuçuk atarsın ya da
dört dörtlük yaşarsın...
Neyzen Tevfik
biraz duraksa, neler olup bittiğine anlam verme.
Mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile
dileklerin aynı orantıda değildi ve varlığın ile buluşamadı.
Sorun yok, sadece bekle.
Güneş doğacaktır, çimler yeşerecektir, çiçekler açacaktır,
rüzgar esecektir ve yağmur yağacaktır, zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur .
İzlemeye devam et, şahitlik güzeldir, hem olayın dışındasındır hem de içinde, o bir dengedir, o anlamlıdır, şahit ol, tanık ol, olan ile bütünleş, güzellik olanların içinden filizlenecektir; zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur !..
Hayat üçbuçukla dört arasındadır... Ya üçbuçuk atarsın ya da
dört dörtlük yaşarsın...
Neyzen Tevfik
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)