Hangi insan yapmıyor ?
kendi doğrularını doğru kabul edip diğer insanları hayatı
bilmemekle, boş bir hayat yaşadığını sanmakla suçlamıyor ?
bunun bir ölçütü var mı ki ?
hayatmetre mi?
nedir bir insanı hayata doğru baktığına inandıran şey ?
eserler bırakmak mıdır ? başka insanları etkilemek midir ?, bir
amaca inanıp peşinden gitmek midir ?
doğruyu kim belirliyor ? adalet kavramı nedir ?
toplumsal olarak ayıp, ya da suç saydığımız şeyler var,
birbirimize zarar verdiğimizde çeşitli yasalarla bunu
engelleyebiliyoruz. medeniyet diyor binlerce kural koyuyor, sonra
bunları yapmanın "doğru" olduğunu sonucuna varıyoruz.
ben de bu kurallar içinde yaşıyorum, ister istemez kalıplarım var.
düşünceleri, kalıpları delmek demek, başka kalıplara girmekten başka
bir anlam taşıyor mu peki ?
bir an buna inanıyorduk, sonra şuna inanır olduk...
birilerinin düşüncelerinin doğruluğuna inanmak, o düşünceleri doğru
yapıyor mu gerçekten? hangi fikir sadece senin??
bilinen 15 bin yıllık modern insan tarihinde fikirler fikirleri
oluşturmadı mı ?
emin olduğumuz herkesin ortak görüşü belki de bir tek "insanlara
bilinçli zarar vermek/öldürmek kötüdür".
Ya bazıları kendini insanları öldürerek yardım ettiğine
inandırmışsa ?
ne düşünürseniz düşününün sizin kendi doğrunuzdur. mutlaka birinin
başka fikri olacaktır. başka fikirlere sırf size yanlış geliyor diye
kızmak da ahmaklıktır.
5 milyar olduğu tahmin edilen dünya tarihinde, 15 bin yıldır varlığı
bilinen insanın kendini bir bok sanması çok komiktir.
5 milyar dedikleri zamanın 3 milyarında dünya soğumuş yaşanacak bir
hal almış olsa bile, 2 milyar yıllık organizma geçmişinde,15 bin
yıllık bilinen insan tarihi, düşüncesi, eseri, bir göz kırpma zamanı
kadardır...
2 milyarın büyüklüğünü anlamanız için şöyle söyleyeyim, saniyede bir
rakam saysanız 2 milyara ulaşmanız 65 yıl civarı sürer.
insan hayata anlam yüklemek zorunda hisseder kendini, "boşuna
yaşamıyoruz, hayır hayır öyle değil" demek, anlamlı birer canlı
olduğumuzu düşünmek isteriz, bu lanet mi lütuf mu çözebilmiş
değilim.
bu hayatın bir anlamı olmasının sebebini de öldükten sonraki
yaşama bağlarız, burada iyi bir insan olduğunuz için öbür tarafta
ödüllendirileceğinize inanırız, nihayetinde bir amacın peşinde
koştuğumuzda faydalı hissederiz, bu din ya da siyaset olabilir.
hayaletlere inanmamak için onlarla ilgili yazılmış kitapları okumaya
ihtiyacınız yoktur bu arada.
şimdi gidin bişeyler başardığınıza inanın isterseniz.
ben heykeller yaptım, medeniyetler kurdum, dokunmatık cep telefonu
icat ettim deyin sevinin, yaşamın bir amacı olduğuna inanın. ama
ne olursa olsun, yine sizin, sizin için kurgulamış olduğunuz mesleklerden veya
yaşamlardan birini seçip, sonunda hayata gözlerinizi yumacaksınız,
öbür tarafta birşey var mı ? meçhul.
bütün bunlar "bence".
düşüncemi ister beğenir ister beğenmezsiniz, "bence" subjektiftir.
(bazıları birilerinin "bence" yorumlarına katlanamaz, sığlık olarak
algılar, sanki hayatında hiç sırrı yokmuş. bay/bayan doğruymuş gibi)
ve "bence" rolünüz ne olursa olsun mutluysanız kendiniz için doğru
olanı yapmışsınızdır.
dünya'yı evrende birey olarak hayal edersek siz sadece bu
yüzbinyılın modası olabilirsiniz, topluca yok olacak ve nasıl olsa
bunun önüne geçemeyeceksiniz.
bol bol gülümseyin, 15 bin yıldır birbirinize bok atıyorsunuz
sıkılmadınız mı ?
13 Mayıs 2011 Cuma
18 Nisan 2011 Pazartesi
bi an çok mutlu oldum... sonra geçti.
gri istanbul, nisan yeşilini bile teslim aldı bugün. ben mi ?
ben bazen iyiyim, bazen kötü, olan biteni kendime anlatmak için benzetmeler yapmam gerekiyor bazen.
benzetmeler konusunda da oldukça iyiyim, bir kaç cümle daha yazmaya devam edebilirsem muhtemelen onlardan birkaç tane görürsünüz.
karamsar değilim bugün, sadece çok yorgun ve biraz da üzgünüm sanırım. kıştan bahara geçiş arasında yaşanılan bir "jetlag" durumu olsa gerek... -bakın benzetme şahane-
kendime dışarıdan bakmaya çalışıyorum.
kalbim kırıldığında nasıl davrandığımı farkettim son bir kaç haftadır. çok takmıyormuşum gibi ama gerçek mi bu yoksa beynimin kendi telkinlerime verdiği tuhaf bi reaksiyon mu bilemedim.
birinin beynimizde "aşk" dedikleri şeyle başlattığı kimyasal tepkimeyi daha sonra onun sevdiği şeyler de tetiklemeye başlıyor.
sevdiği bir şarkı, ya da bir koku, bir renk.
hava gri olduğu için ben de griyim, ben gri olduğum için hava da öyle.
neyse müzik dinleyelim.
ben bazen iyiyim, bazen kötü, olan biteni kendime anlatmak için benzetmeler yapmam gerekiyor bazen.
benzetmeler konusunda da oldukça iyiyim, bir kaç cümle daha yazmaya devam edebilirsem muhtemelen onlardan birkaç tane görürsünüz.
karamsar değilim bugün, sadece çok yorgun ve biraz da üzgünüm sanırım. kıştan bahara geçiş arasında yaşanılan bir "jetlag" durumu olsa gerek... -bakın benzetme şahane-
kendime dışarıdan bakmaya çalışıyorum.
kalbim kırıldığında nasıl davrandığımı farkettim son bir kaç haftadır. çok takmıyormuşum gibi ama gerçek mi bu yoksa beynimin kendi telkinlerime verdiği tuhaf bi reaksiyon mu bilemedim.
birinin beynimizde "aşk" dedikleri şeyle başlattığı kimyasal tepkimeyi daha sonra onun sevdiği şeyler de tetiklemeye başlıyor.
sevdiği bir şarkı, ya da bir koku, bir renk.
hava gri olduğu için ben de griyim, ben gri olduğum için hava da öyle.
neyse müzik dinleyelim.
3 Nisan 2011 Pazar
mutluluk sadece 49 kupona!
bir kere sorular sormaya başladığınızda, cevaplar değil belki ama başka sorular çorap söküğü gibi -bu tabiri kullanabildiğime sevindim - geliyor.
bir sürü amaçlar dayatılmış, çoğunluğun normlarımızı belirlediği saçma sapan bir hayatta geçerli tek amaç iyi hissetmek olmalı.
belki de o yüzden belgeselleri bu kadar çok seviyorumdur.
deli gibi belgesel izliyorum, daha kaliteli izlemek için HD yayın bile aldım, hatta bir gazetenin -ki nefret ettiğim bir gazete, yandaş medya! ama nasıl olsa vergilerim bunlara peşkeş çekiliyor kurtarabildiğim kardır diye avutuyorum kendimi- 30 dvd belgesel seti veriyor diye kuponlarını bile biriktiriyorum.
kafamda oluşan saçma sapan soruları unuttururken, daha karışık daha saçma sapan olanlarını sorup, cevaplamaya çalışıyorlar diye belki.
kupon kesmek güzel ama, çocukluğumda yapmıştım sanırım en son...
pür dikkat çizgi ve yarım makasla işaretlenmiş yerlerden kesiyorum.
muhtemelen larousse ya da brittanica setlerinden biri içindir. biriktirdiğim küçük kağıt tomarı görüp mutlu oluyordum o zamanlar. yine bakıyorum, hala güzel bir duygu...
çocukken 4-5 cilt ansiklopedi okuyup bitirdiğimi hatırlıyorum, mors alfabesini ezberleyip ortaokulda kopya girişimlerimde kullanmıştım hatta..
gazeteler de national geographic belgesel dvdleri veriyorlar şimdi... bilişim çağına uydular...
şimdi yazdıklarımı geriye dönüp tekrar okuduğumda, sanki nefesimi tutuyormuşum da birden bırakmışım gibi hissettim.
kafamda saçma sapan dönen binlerce düşünce arasından çıktı bu kelimeler, sanırım biraz özen gösteriyorum her zaman yazdığım şeyleri tekrarlamaktan kaçınmaya...
ama kalbi kırık herkesin saçmalamaya hakkı vardır, kupon biriktirmeye de hakkı vardır.
kocaman belgeseller izleyip kendini küçücük hissetmeye de...
keşke beni uzaylılar kaçırsa...
biraz çilek belki...
biraz da pudra şekeri.
sonra da uyku.
bir sürü amaçlar dayatılmış, çoğunluğun normlarımızı belirlediği saçma sapan bir hayatta geçerli tek amaç iyi hissetmek olmalı.
belki de o yüzden belgeselleri bu kadar çok seviyorumdur.
deli gibi belgesel izliyorum, daha kaliteli izlemek için HD yayın bile aldım, hatta bir gazetenin -ki nefret ettiğim bir gazete, yandaş medya! ama nasıl olsa vergilerim bunlara peşkeş çekiliyor kurtarabildiğim kardır diye avutuyorum kendimi- 30 dvd belgesel seti veriyor diye kuponlarını bile biriktiriyorum.
kafamda oluşan saçma sapan soruları unuttururken, daha karışık daha saçma sapan olanlarını sorup, cevaplamaya çalışıyorlar diye belki.
kupon kesmek güzel ama, çocukluğumda yapmıştım sanırım en son...
pür dikkat çizgi ve yarım makasla işaretlenmiş yerlerden kesiyorum.
muhtemelen larousse ya da brittanica setlerinden biri içindir. biriktirdiğim küçük kağıt tomarı görüp mutlu oluyordum o zamanlar. yine bakıyorum, hala güzel bir duygu...
çocukken 4-5 cilt ansiklopedi okuyup bitirdiğimi hatırlıyorum, mors alfabesini ezberleyip ortaokulda kopya girişimlerimde kullanmıştım hatta..
gazeteler de national geographic belgesel dvdleri veriyorlar şimdi... bilişim çağına uydular...
şimdi yazdıklarımı geriye dönüp tekrar okuduğumda, sanki nefesimi tutuyormuşum da birden bırakmışım gibi hissettim.
kafamda saçma sapan dönen binlerce düşünce arasından çıktı bu kelimeler, sanırım biraz özen gösteriyorum her zaman yazdığım şeyleri tekrarlamaktan kaçınmaya...
ama kalbi kırık herkesin saçmalamaya hakkı vardır, kupon biriktirmeye de hakkı vardır.
kocaman belgeseller izleyip kendini küçücük hissetmeye de...
keşke beni uzaylılar kaçırsa...
biraz çilek belki...
biraz da pudra şekeri.
sonra da uyku.
9 Şubat 2011 Çarşamba
kin tutamam ki ben...
ben küserim bazen, kimselerin haberi olmaz...
haber vermeden küser beni anlamalarını beklerim, özür değil de belki... mahçup bi bakış, omzuma bir gönül alma teması, ne bileyim.
bazen kendime küserim. hayata, martılara, denize, okumaya çalıştığım kitabın en ilginç paragrafındayken sokakta korna çalan itoğluite küserim.
sonra bir gün güneş açar ya da aksine hava olabileceği en gridir, güzel bir kız gülümseyerek yanımdan geçer. ılık bir meltem ya da keskin soğuk bir rüzgar yüzümü okşarken....
beşiktaş iskelesinde kağıt bardakta dandik bi kahve yudumlarken barışırım hepsiyle.
haber vermeden küser beni anlamalarını beklerim, özür değil de belki... mahçup bi bakış, omzuma bir gönül alma teması, ne bileyim.
bazen kendime küserim. hayata, martılara, denize, okumaya çalıştığım kitabın en ilginç paragrafındayken sokakta korna çalan itoğluite küserim.
sonra bir gün güneş açar ya da aksine hava olabileceği en gridir, güzel bir kız gülümseyerek yanımdan geçer. ılık bir meltem ya da keskin soğuk bir rüzgar yüzümü okşarken....
beşiktaş iskelesinde kağıt bardakta dandik bi kahve yudumlarken barışırım hepsiyle.
20 Ocak 2011 Perşembe
kaçan kovalanır ?
ayın etrafımda 10585. kez döndüğü gün. ben de güneşin etrafında 29. kez döndüm...
3 Ocak 2011 Pazartesi
bu dünyada "yaşar" ve birilerine "güvenir"iz
bu sabah işe gelirken bundan 32 yıl öncesinin melodileri kulağımda, hayallerimi siyah beyaza çeviriyordu...
evini özleyen uzaylı ♥
evini özleyen uzaylı ♥
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)