filyos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
filyos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2010 Pazar

ve filyos...

uzun bir gece yolculuğu sonunda, beni filyos' a götürecek trene bindim... çok yorgun hissettiğim halde, vagonun pencerelerinden mavi mavi gülümseyen deniz bana enerji vermişti...

Saat 7:45'de parlak bir sabahta elimde çantam boş filyos sokaklarında evime doğru yürüdüm... Ciğerlerimi denizin kokusuyla dolduruyordum...

Ailemle güzel bir kahvaltı yaptık, sahile indim birkaç eski arkadaşı gördüm, yüzdüm.

İkinci sabaha uyandım az önce.
Kitaplığımı karıştırırken dışı kara ve yıpranmış küçük bir not defteri -ona bağlı birsürü anıyla birlikte- gözüme çarptı. Önce açmamayı düşündüm. geçmişi hatırlamak ne kazandırabilirdi ki...

Hem bu defteri askerdeyken tutuyordum. Muhtemelen saçmalamıştım o ruh haliyle...

İlk sayfayı çevirdim. Bu şeyleri yazdığım anların çoğunu bile hatırlamıyordum ama. Özlerken yazılmış cümlelerimi görüyordum.

Bahsettiğim tek bir isim, özlemekle yan yana kullandığım bir çok an vardı...

o dönemde aşıktım, ve her cümlemde farkediliyordu..

Ne kadar çok sevebilmişim ben öyle, nasıl da aşıkmışım...

şimdi buna tepkim sadece "vay be"

23 Eylül 2009 Çarşamba

slowmotion...

pazartesi günüydü, geldiğimden beri yağmur hiç dinmemişti ama pek şikayetçi değildim... gri gökyüzü tuhaf bi şekilde huzur vericiydi. yağmuru yaşamak güzeldi... arada bir çıkıp dolaşıyor ıslanıyordum, sahile gidiyordum sonbaharın koyu yeşil renklere tahammülsüzlüğü eğlenceliydi...

saçlarımdan süzülüyordu yağmur suyu, eve gittim bir şort geçirdim, üstüme bir yağmurluk, çantamda tek bir havlu. telefonumu evde bıraktım... hiç kimse bölmemeliydi... yağmurdan ıslanmış çimden halılarda terlikli ayaklarım ıslanıyordu... acele etmiyordum, deniz birkaç adım ötedeydi...

kumsala indim... birkaç insan benim bu havada şortla dolaşmamı yadırgadıklarını belli eden yüz ifadeleriyle bakıyordu, umursamadım...
havlumu kumsalda çantamın içinde bıraktım... ve dalgalarla kucaklaştım, su sıcacıktı... böyle olacağını tahmin ediyordum ama tahminimin ötesinde sıcaktı, ılıktı...

yüzmeye başladım kıyıdan 50 metre açıkta karayla bağlantısı kırılmış iskele kalıntısına yüzdüm... betona tutundum, sanki buzdan bir sütuna tutunuyordum. parmaklarımı acıttı. tırmandım üstüne. çocukluğum bu şeyin üzerinde geçmişti, yabancılık çekmedim...



sanırım yağmurda en son yüzdüğümde de çocuktum...

3 metre kadar yüksekteydim artık sudan... yağmur damlaları soğuk... bedenime çarpıyordu, tabanlarımda hissediyordum buzdan farksız betonu...

koştum... sıçradım kollarımı açtım... "bir saniye" süzüldüm havadaydım....

"bir saniye" de aklımdan binlerce şey geçmişti, yağmur hala bedenime çarpıyordu, dalgalar aşağıdaydı, rüzgar saç tellerimin arasından ince ıslıklar çalıyordu...
hiçbirşey yoktu, hiç kimse yalnızdım... hiç bir sorunum yoktu "bir saniye"... nefesimi tuttum...


suya girdim... dışarısı ne kadar da soğukmuş... sıcacık dalgalar sardı her yanımı... sesler boğuklaştı, gözlerimi açtım yeşil rengin içinde... saydam hava kabarcıkları....
sonra yüzey ve derin bir nefes... "bir saniye"

kalbim deli gibi çarpıyordu, yüzmeyi hatırlamaya çalışan kaslarım sızlıyorlardı her kulaç attığımda...

kıyıya çıktım, birkaç insanın tuhaf bakışları arasında yağmur yağarken bir saçak altında kurulandım... giyindim...
yine yağmur birikintilerinde ayaklarımı sürüyerek eve gittim...

saçlarımda tuzlu su,
yüzümde gülümseme....

sigur ros mırıldanır...

1 Mayıs 2009 Cuma

kestane gözlü kız...

ne işin var bu saatte aklımda ?
nasıl girdin oraya!!!

sabah alarmın tiz çığlığı beni uykunun gizemli huzurundan -veya huzursuzluğundan- uyandırmadan önce öptüğüm kişi sendin biliyor musun...

bölük pörçük tam olarak hatırlayamadığım ayrıntıların arasında aklımda kalan, mavi deniz. doğmakta olan bi güneş bide senin kocaman gözlerindi...

hiç kestane topladın mı ?
ben küçük bi yerde doğdum büyüdüm... çok fazla yapacak bişey yoktur orada. bol bol düşünürsün. tuhaf bi dinlendiriciliği ve huzuru vardır.
çocukken tepelere kestane toplamaya giderdik biz...
kestane toplamak ne zordur bilir misin ?..

çok yüksektir kestane ağaçları ve hep dikenli tuhaf, kaşındıran, sarmaşıklar çevreler onları... en tepede dal ve yaprak öbeklerinin arasında -bu kadar engel yetmezmiş gibi- kendi dikenli kabuklarının içinde saklanır kestaneler...

Kestane ağacının köklerini sarmalayan toprak bile tuhaftır... yumuşak avuçlarında kolayca dağılan elini kirletmeyen, dokunduğunda zarafetini hissettiğin bi varlıktır...

aşağıdan sopalarla vurur düşürmeye çalışırsın kestaneleri... inatçıdır...
bazen hiç düşmez,
bazen kendi kendine düşer vurmadığın zamanlarda bile..
tam kafana iniverir... omzuna...
acıtır kestane kirpileri insanın canını.

hadi olaki düşürdün kestaneyi

o kirpiden... o dikenli kabuktan çıkarmakta kolay değildir...
kestane sonuna kadar korur kendini, korumaya çalışır, dalından kendi kendine düşmek ister ama kendi düştüğünde o güzelliği de olmazki...

kirpiyi ezersin keskin bi taş parçasıyla, içinden en az iki tane kestane çıkar...

hani şu kışın yol kenarında kebap diye sattıklarından...

kirpiden yeni çıkmış kestanenin çok berrak kahverengiyle, sarının tuhaf bi yerde kesiştiği rengi vardır...

işte o renkti gözlerin...

o kadar kısa ama o kadar uzun bi bakıştan sonra, dudaklarının nemini dudaklarımda hissettiğimde gözlerimi açmak istememiştim. rüyaydı bu belliydi neden uyanmam gerekiyodu ki... gözlerimi açmadım... uyanmamalıydım... alarm çalıyodu. ve beni çekiyodu güzel rüyamın içinden...
uyanmadan önce tek bi cümlen kaldı hayali kulaklarımda...
"demek başkası da beni öpebiliyormuş" dedin...

uyandım bende, aniden doğruldum yatak müsveddesinden, susturdum saati. sanki uyumuyordum, ne bi uyuşukluk vardı ne esnedim ne gerindim, kalktım yüzümü yıkadım. saçma sapan elime ne geçirirsem giyindim çıktım evden... sokak lambaları ben yürürken söndüler..

ve aklımda hala bir sen...
bir sürü de "acaba" lar vardı...


~kursad
05.09.08
07:35 am

not: eski yazılarımdan. burada kalırsa kaybetmem unutmam yanlışla silmem. dursun işte burada...
ne zamandır yazmıyorum, içimden gelmiyor.

kelimeler kullandığım cümleleri yadırgıyor, tekrar okuduğumda ben yazmamışım gibi hissediyorum. sonra tekrar okuyorum, beğenmiyorum. hem bunlar kimin umurunda ki.
kol geziyor depresif kral şehrimin etrafında.